🌓 Mimoza Çiçeği Şiir Nazım Hikmet

Nazım Hikmet’e Aşklarıyla İlham Vermiş 12 Özel Kadın. Nazım Hikmet’in 25 Unutulmaz Şiirinden Enfes Alıntılar. Nazım Hikmet’ten 6 Özel İnsana 6 Özel Şiir. Nazım Hikmet’ten Piraye’ye Aşk Dolu 20 Mektup. Etiketler: 23 eylül 1945, 5 kasım 1945, ağlamak meselesi, alıntı, anlayamadılar, aşk mönüsü, ben senden Nazım Hikmet: Hapis ammâ, zincirini kırmış yatar (seslendiren: Grup Ekin) Bin zulüm bin acı ve bin karanlık – Hasan Hüseyin Korkmazgil (seslendiren: Selda Bağcan – Ahmet Kaya) Hürriyet Kavgası – Nazım Hikmet (seslendiren: Sümeyra Çakır) Orhan Veli – Hürriyete Doğru (seslendiren: Mustafa Alabora) NazımHikmet ile Necip Fazıl'ın yolları ilk Necip Fazıl, köklü bir ailenin varlıklı ortamı kez 1916 yılında, o günkü adı “Mekteb-i Fünûn-ı içerisinde yetişmiştir. Babası Abdülbâki Fazıl Bey; Bahriye-i Şahane” olan Heybeliada Bahriye İstanbul, Bursa, Gebze'de hakim ve savcılık yapmış bir Mektebi'nde kesişir DİSK, 1 Mayıs kutlamaları kapsamında dünyaca ünlü şair Nâzım Hikmet’in çok fazla bilinmeyen bir şiirini bestelettirdi. “İstanbul’da 1 Mayıs” başlıklı şiir, “Bugün Mayıs 1” ismiyle bestelendi. ABD Başkanı Truman ve SSCB lideri Stalin’in istediği Türkiye’ye göçü durdurdu. 14 Temmuz 1950’de şair Nazım Hikmet Bursa’dan çıkar. O günlerde Amerikan Başkanı Harry S. Truman ve Sovyet parti ve devlet başkanı Josev V. Stali’in Bulgar hükumetine ağır baskısı sonucu Bulgaristan Türklerinin Türkiye Cumhuriyetine Malumatfurus.org ‘da Nâzım Hikmet’e yanlışlıkla izafe edilen birçok şiir ve sözün arka planını aktarmıştık. Bu defa tam zıt bir yaklaşımla, Nâzım Hikmet’e ait olmadığı iddia edilen ifadelerin aslında kendisine ait olduğunu aktaracağız. Cumhuriyet gazetesi yazarı Zeynep Oral, “ Yazıdan Görsele ” başlıklı Abone Ol. Ataşehir Belediyesi’nin bu yıl ikincisini düzenlediği Uluslararası Nâzım Hikmet Şiir Günleri’nin açılış töreni 5 Mayıs Cuma günü Mustafa Saffet Kültür Merkezi'nde yapıldı. Yazar ve oyuncu Pelin Batu’nun sunuculuğunu yaptığı törende, “Şiir Günleri’nin” onur konuğu yazar ve şair Özdemir İnce Kimizaman duyduğu aşka hayran olduk kimi zamansa hüznümüzü yansıtan bir şiir bulduk Nazım’ın içimize dokunan dizelerinde. Şiirleri dilden dile çevrilen Nazım’ın şiirlerini dinlemeyi de çok sevdik Doğumunun 120. yılında, “Mavi Gözlü Dev”in bestelenmiş şiirlerinden bir seçkiyi sizlerle paylaşıyoruz. Bu kadınlar yeniden inşa edilecek bir dünyanın ancak “Kadın Dayanışması”ile mümkün olabileceğini düşünür ve savunurlar. Bu nedenle de ABD Newyork'ta başlatılan grevde çıkan yangında ölen 129 Kadın anısına ‘Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün sembolünün “Mimoza Çiçeği “olmasına katkı sağlarlar. Mimoza U6jZP. Kültür / Sanat Okunma Sayısı 14379 4 0 0 0Nazım Hikmet ki kaleminden çıkan her şeye hayran olduğumuz, büyük bir şair. Yaşadığı 61 sene boyunca birçok işle meşgul olmuş ama ölümsüzlüğü şiirleriyle var edebilmiştir. Nazım'ın şiirlerinde farklı farklı birçok his var; aşk, tutku, özgürlük, siyaset, mücadele, acı. Bir de hasret. Kendi ifade ettiği gibi açık aslında; "kimi insan ezbere sayar yıldızların adını ben hasretlerin" Nazım Hikmet çok hasret çekmiş, tüm özlemleri bir sızı olarak taşımış bir adam. Ülkesine hasret kalmış, sevdiği kadınlara, özgürlüğe hasret kalmış. Kimi zaman hapishanelerden, kimi zaman sürgünlerden seslenmiş. Ve hepsi kıymetli birer dize şimdi. Bu şiirlerden o kadar çok var ki, onun dizeleri buram buram hasret kokuyor hep. Bunlardan beş tanesini sizler için derledik. 1- Rubailerden 5 Sarılıp yatmak mümkün değil bende senden kalan hayâle. Halbuki sen orda, şehrimde gerçekten varsın etinle kemiğinle ve balından mahrum edildiğim kırmızı ağzın, kocaman gözlerin gerçekten var ve âsi bir su gibi teslim oluşun ve beyazlığın ki dokunamıyorum bile... 2- HASRET Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli, belini sarmayalı, gözünün içinde durmayalı, aklının aydınlığına sorular sormayalı, dokunmayalı sıcaklığına karnının. Yüz yıldır bekliyor beni bir şehirde bir kadın. Aynı daldaydık, aynı daldaydık. Aynı daldan düşüp ayrıldık. Aramızda yüz yıllık zaman, yol yüz yıllık. Yüz yıldır alacakaranlıkta koşuyorum ardından. Bir de sesinden; 3- HASRET Denize dönmek istiyorum! Mavi aynasında suların boy verip görünmek istiyorum! Denize dönmek istiyorum! Gemiler gider aydın ufuklara gemiler gider! Gergin beyaz yelkenleri doldurmaz keder. Elbet ömrüm gemilerde bir gün olsun nöbete yeter. Ve madem ki bir gün ölüm mukadder; Ben sularda batan bir ışık gibi sularda sönmek istiyorum! Denize dönmek istiyorum! Denize dönmek istiyorum! 4- BENİM OĞLAN FOTOĞRAFLARDA BÜYÜYOR İçimde acısı var yemişi koparılmış bir dalın, gitmez gözümden hayali Haliçe inen yolun, iki gözlü bir bıçaktır yüreğime saplanmış evlât hasretiyle hasreti İstanbul'un. Ayrılık dayanılır gibi değil mi? Bize pek mi müthiş geliyor kendi kaderimiz? Elâleme haset mi ediyoruz? Elâlemin babası İstanbulda hapiste, elâlemin oğlunu asmak istiyorlar yol ortasında güpegündüz. Bense burda rüzgâr gibi bir halk türküsü gibi hürüm, sen ordasın yavrum, ama asılamıyacak kadar küçüksün henüz. Elâlemin oğlu katil olmasın, elâlemin babası ölmesin, eve ekmekle uçurtma getirsin diye, orda onlar aldı göze ipi. İnsanlar, iyi insanlar, seslenin dünyanın dört köşesinden dur deyin, cellât geçirmesin ipi. 5- BİR CEZAEVİNDE, TECRİTTEKİ ADAMIN MEKTUPLARI 1 Senin adını kol saatımın kayışına tırnağımla kazıdım. Malum ya, bulunduğum yerde ne sapı sedefli bir çakı var, bizlere âlâtı-katıa verilmez, ne de başı bulutlarda bir çınar. Belki avluda bir ağaç bulunur ama gökyüzünü başımın üstünde görmek bana yasak... Burası benden başka kaç insanın evidir? Bilmiyorum. Ben bir başıma onlardan uzağım, hep birlikte onlar benden uzak. Bana kendimden başkasıyla konuşmak yasak. Ben de kendi kendimle konuşuyorum. Fakat çok can sıkıcı bulduğumdan sohbetimi şarkı söylüyorum karıcığım. Hem, ne dersin, o berbat, ayarsız sesim öyle bir dokunuyor ki içime yüreğim parçalanıyor. Ve tıpkı o eski acıklı hikâyelerdeki yalnayak, karlı yollara düşmüş, yetim bir çocuk gibi bu yürek, mavi gözleri ıslak kırmızı, küçücük burnunu çekerek senin bağrına sokulmak istiyor. Yüzümü kızartmıyor benim onun bu an böyle zayıf böyle hodbin böyle sadece insan oluşu. Belki bu hâlin fizyolojik, psikolojik filân izahı vardır. Belki de sebep buna bana aylardır kendi sesimden başka insan sesi duyurmayan bu demirli pencere bu toprak testi bu dört duvardır... Saat beş, karıcığım. Dışarda susuzluğu acayip fısıltısı toprak damı ve sonsuzluğun ortasında kımıldanmadan duran bir sakat ve sıska atıyla, yani, kederden çıldırtmak için içerdeki adamı dışarda bütün ustalığı, bütün takım taklavatıyla ağaçsız boşluğa kıpkızıl inmekte bir bozkır akşamı. Bugün de apansız gece olacaktır. Bir ışık dolaşacak yanında sakat, sıska atın. Ve şimdi karşımda haşin bir erkek ölüsü gibi yatan bu ümitsiz tabiatın ağaçsız boşluğuna bir anda yıldızlar dolacaktır. Yine o malum sonuna erdik demektir işin, yani bugün de mükellef bir daüssıla için yine her şey yerli yerinde işte, her şey tamam. Ben, ben içerdeki adam yine mutad hünerimi göstereceğim ve çocukluk günlerimin ince sazıyla suzinâk makamından bir şarkı ağzıyla yine billâhi kahredecek dil-i nâşâdımı seni böyle uzak, seni dumanlı, eğri bir aynadan seyreder gibi kafamın içinde duymak... Nazım Hikmet, 3 Haziran 1963’te aramızdan ayrıldı. Onu ölüm yıldönümünde en sevdiğimiz dizeleriyle anıyoruz. Siz de sevdiğiniz dizeleri Yorumlar kısmında paylaşabilirsiniz. Nazım Hikmet’e Aşklarıyla İlham Vermiş 12 Özel Kadın Nazım Hikmet’ten 6 Özel İnsana 6 Özel Şiir Nazım Hikmet’in Aşk Şiirleri Nazım Hikmet’ten Piraye’ye Aşk Dolu 20 Mektup 1. Ağlamak Meselesi “Nasıl etmeli de ağlayabilmeli farkına bile varmadan? Nasıl etmeli de ağlayabilmeli ayıpsız, aşikare, yağmur misali?” 2. Anlayamadılar “Biz ince bel, ela göz, sütun bacak için sevmedik güzelim Gümbür gümbür bir yürek diledik kavgamızda Ateşin yanında barut, barutun yanında ateş olasın diye!.. . Rakı sofralarında söylenip, acı tütün çiğnercesine sevdik ANLAYAMADILAR…” 3. Aşk Mönüsü “Sen sabahlar ve şafaklar kadar güzelsin Sen ülkemin yaz geceleri gibisin Saadetten haber getiren atlı kapını çaldığında Beni unutma Ah! saklı gülüm Sen hem zor hem güzelsin Şiirlerimin ılıklığında açılmalısın Sana burada veriyorum hayata ayrılan buseyi Sen memleketim kadar güzelsin Ve güzel kal” 4. Ben Senden Önce Ölmek İsterim “Ben senden önce ölmek isterim. Gidenin arkasından gelen gideni bulacak mi zannediyorsun? Ben zannetmiyorum bunu. iyisi mi, beni yaktırırsın, odanda ocağın üstüne korsun içinde bir kavanozun. Kavanoz camdan olsun, şeffaf, beyaz camdan olsun ki içinde beni görebilesin Fedakârlığımı anlıyorsun vazgeçtim toprak olmaktan, vazgeçtim çiçek olmaktan senin yanında kalabilmek için. Ve toz oluyorum yaşıyorum yanında senin. Sonra, sende ölünce kavanozuma gelirsin. Ve orada beraber yatarız külümün içinde külün ta ki bir savruk gelin yahut vefasız bir torun bizi ordan atana kadar…” 5. Bir Acayip Duygu “Mürdüm eriği çiçek açmıştır. — ilkönce zerdali çiçek açar mürdüm en sonra — Sevgilim, çimenin üzerine diz üstü oturalım karşı-be-karşı. Hava lezzetli ve aydınlık — fakat iyice ısınmadı daha — çağlanın kabuğu yemyeşil tüylüdür henüz yumuşacık… Bahtiyarız yaşayabildiğimiz için.” 6. Ruhum “Ruhum gözlerini yumuşacık yum kucağımdaymışsın gibi bırak kendini ninni, uykunda unutma beni ninni… Gözlerini yumuşacık yum yeşil ela gözlerini ninni ruhum ninni Sen yukarda yemişli dalların içindesin, yeşil gözlerin güneş dolu, dudakların bala bulanmış ben ağacın dibindeyim, bir ayağım çukurda… Ben senden çok önce gideceğim, sen bensiz kalacaksın ihtiyarlığında…” 7. Gözlerine Bakarken “Gözlerine bakarken, güneşli bir toprak kokusu vuruyor başıma. bir buğday tarlasında, ekinlerin içinde, kayboluyorum… Yeşil pırıltılarla uçsuz bucaksız bir uçurum, Durup dinlenmeden değişen ebedi madde gibi gözlerin sırrını her gün bir parça veren. fakat hiç bir zaman; büsbütün teslim olmayacak olan…” 8. Hasret 01 “Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli, belini sarmayalı, gözünün içinde durmayalı, aklının aydınlığına sorular sorular sormayalı, dokunmayalı sıcaklığına karnının. Yüz yıldır bekliyor beni bir şehirde bir kadın. Aynı, daldaydık, aynı daldaydık Aynı daldan düştük ayrıldık. Aramızda yüz yıllık zaman, yol yüzyıllık.” 9. Herkes Gibi “Gönlümle baş başa düşündüm demin; Artık bir sihirsiz nefes gibisin. Şimdi ta içinde bomboş kalbimin Akisleri sönen bir ses gibisin Mâziye karışıp sevda yeminim, Bir anda unuttum seni, eminim Kalbimde kalbine yok bile kinim Bence artık sen de herkes gibisin.” 10. Hoş Geldin Kadınım “Hoş geldin kadınım benim hoş geldin ayağını bastın odama kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi güldün, güller açıldı penceremin demirlerinde ağladın, avuçlarıma döküldü inciler gönlüm gibi zengin hürriyet gibi aydınlık oldu odam.. Hoş geldin kadınım benim hoş geldin.” 11. İkimiz “İkimiz de biliyoruz, sevgilim öğrettiler aç kalmayı, üşümeyi, yorgunluğu ölesiye ve birbirimizden ayrı düşmeyi. Henüz öldürmek zorunda bırakılmadık ve öldürülmek işi geçmedi başımızdan. İkimiz de biliyoruz, sevgilim, öğretebiliriz dövüşmeyi insanlarımız için ve her gün biraz daha candan biraz daha iyi sevmeyi…” 12. Seni Düşünmek “Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey Dünyanın en güzel sesinden En güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey Fakat artık ümit yetmiyor bana, Ben artık şarkı dinlemek değil Şarkı söylemek istiyorum…” 13. Seviyorum Seni “Seviyorum seni denizi uçakla ilk defa geçer gibi. İstanbul’da yumuşacık kararırken ortalık içimde kımıldanan bir şeyler gibi, Seviyorum seni Yaşıyoruz çok şükür!’ der gibi.” 14. Kar Kesti Yolu “Kar kesti yolu sen yoktun oturdum karşına dizüstü seyrettim yüzünü gözlerim kapalı Gemiler geçmiyor uçaklar uçmuyor sen yoktun karşında duvara dayanmıştım konuştum, konuştum, konuştum ağzımı açmadan Sen yoktun ellerimle dokundum sana, ellerim yüzümdeydi” 15. Karıma Mektup “Bir tanem! Son mektubunda “Başım sızlıyor yüreğim sersem!” diyorsun. “Seni asarlarsa seni kaybedersem;” diyorsun; “yaşayamam!” Yaşarsın karıcığım, kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgârda; yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı en fazla bir yıl sürer yirminci asırlarda ölüm acısı.” 16. Mavi Gözlü Dev “O mavi gözlü bir devdi. Minnacık bir kadın sevdi. Kadının hayali minnacık bir evdi, bahçesinde ebruli hanımeli açan bir ev. Bir dev gibi seviyordu dev. Ve elleri öyle büyük işler için hazırlanmıştı ki devin, yapamazdı yapısını, çalamazdı kapısını bahçesinde ebruli hanımeli açan evin” 17. Münevverin Doğum Günü “Yapraklara dallara, yeşillere, allara, nice nice yıllara gülüm, nice nice yıllara. Yaprak dala, al yeşile yaraşır, gayrı bundan böyle vermem seni ellere..” 18. Piraye İçin Yazılmış Saat 21-22 Şiirleri “Ne güzel şey hatırlamak seni bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin ve saçlarında vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının… İçimde ikinci bir insan gibidir seni sevmek saadeti…” 19. Piraye İçin Yazılmış Saat 21-22 Şiirleri 23 Eylül 1945 “O şimdi ne yapıyor, şu anda, şimdi? Belki dizinde bir kedi yavrusu var, okşuyor. Belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir, – her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren sevgili, canımın içi ayaklar!… – Ve ne düşünüyor beni mi? Yoksa ne bileyim fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi? Yahut, insanların çoğunun neden böyle bedbaht olduğunu mu?” 20. Sevgilim “Sevgilim yalan söylersem sana Kopsun ve mahrum kalsın dilim Seni seviyorum demek bahtiyarlığından Sevgilim yalan yazarsam sana Kurusun ve mahrum kalsın elim Okşayabilmek saadetinden seni Sevgilim yalan söylerse sana gözlerim iki nadim gözyaşı gibi avuçlarıma aksınlar Ve göremesinler seni bir daha” 21. Piraye İçin Yazılmış Saat 21-22 Şiirleri 5 Kasım 1945 “Çiçekli badem ağaçlarını unut. Değmez, bu bahiste geri gelmesi mümkün olmayan hatırlanmamalı. Islak saçlarını güneşte kurut olgun meyvelerin baygınlığıyla pırıldasın nemli, ağır kızıltılar… Sevgilim, sevgilim, mevsim sonbahar.” 22. Yaşamaya Dair “Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın bir sincap gibi mesela, yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, yani bütün işin gücün yaşamak olacak. Yaşamayı ciddiye alacaksın, yani o derecede, öylesine ki, mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, yahut kocaman gözlüklerin, beyaz gömleğinle bir laboratuvarda insanlar için ölebileceksin, hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, hem de en güzel en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde.” 23. Yine Sana Dair “Sende; ben, kutba giden bir geminin sergüzeştini, Sende; ben, kumarbaz macerasını keşiflerin, Sende uzaklığı, Sende; ben, imkansızlığı seviyorum. Güneşli bir ormana dalar gibi dalmak gözlerine Ve kan ter içinde, aç ve öfkeli, Ve bir avcı istihasıyla etini dişlemek senin. Sende, ben, imkansızlığı seviyorum, Fakat asla ümitsizliği değil…” 24. Tahir’le Zühre Meselesi “Seversin dünyayı doludizgin ama o bunun farkında değildir ayrılmak istemezsin dünyadan ama o senden ayrılacak yani sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı? Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık yahut hiç sevmeseydi Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden? Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.” 25. Güz “Günler gitgide kısalıyor, yağmurlar başlamak üzre. Kapım ardına kadar açık bekledi seni! Niye böyle geç kaldın?” Nazım Hikmet ile ilgili hazırladığımız diğer yazılarımıza da göz atmanızı öneririz Nazım Hikmet’e Aşklarıyla İlham Vermiş 12 Özel Kadın Nazım Hikmet’in 25 Unutulmaz Şiirinden Enfes Alıntılar Nazım Hikmet’ten 6 Özel İnsana 6 Özel Şiir Nazım Hikmet’ten Piraye’ye Aşk Dolu 20 Mektup AjanssporAjansspor uygulamasını indirSpor HaberleriNazım HikmetNazım Hikmet şiirleriNazım Hikmet'in unutulmaz şiirleri ve en iyi şiirleriNazım Hikmet'in unutulmaz şiirleri ve en iyi şiirleri araştırılmaya başlandı. Peki en iyi 25 şiiri ve en çok okunan şiirleri hangisi? Nazım Hikmet ne zaman öldü, mezarı nerede, kaç yaşında öldü ve sözleri hangisi? İşte tüm detaylar... Nazım Hikmet'in unutulmaz şiirleri ve en iyi şiirleri araştırılmaya başlandı. Peki en iyi 25 şiiri ve en çok okunan şiirleri hangisi? Nazım Hikmet ne zaman öldü, mezarı nerede, kaç yaşında öldü ve sözleri hangisi? İşte tüm detaylar... Ağlamak Meselesi “Nasıl etmeli de ağlayabilmelifarkına bile varmadan?Nasıl etmeli de ağlayabilmeliayıpsız,aşikare,yağmur misali?” Futbol maçı sırasında oyunculara yıldırım çarptı! Anlayamadılar “Biz ince bel, ela göz, sütun bacak için sevmedik güzelimGümbür gümbür bir yürek diledik kavgamızdaAteşin yanında barut, barutun yanında ateş olasın diye!.. .Rakı sofralarında söylenip, acı tütün çiğnercesine sevdikANLAYAMADILAR…” Aşk Mönüsü “Sen sabahlar ve şafaklar kadar güzelsinSen ülkemin yaz geceleri gibisinSaadetten haber getiren atlı kapını çaldığındaBeni unutmaAh! saklı gülümSen hem zor hem güzelsinŞiirlerimin ılıklığında açılmalısınSana burada veriyorum hayata ayrılan buseyiSen memleketim kadar güzelsinVe güzel kal” Ben Senden Önce Ölmek İsterim “Bensenden önce ölmek arkasından gelengideni bulacak mi zannediyorsun?Ben zannetmiyorum mi,beni yaktırırsın,odanda ocağınüstüne korsuniçinde bir camdan olsun,şeffaf,beyaz camdan olsunki içinde beni görebilesinFedakârlığımı anlıyorsun vazgeçtim toprak olmaktan,vazgeçtim çiçek olmaktansenin yanında kalabilmek toz oluyorumyaşıyorum yanında sende ölüncekavanozuma orada beraber yatarızkülümün içinde külünta ki bir savruk gelinyahut vefasız bir torunbizi ordan atana kadar…” Bir Acayip Duygu “Mürdüm eriği çiçek açmıştır.— ilkönce zerdali çiçek açar mürdüm en sonra — Sevgilim,çimenin üzerinediz üstü lezzetli ve aydınlık— fakat iyice ısınmadı daha —çağlanın kabuğu yemyeşil tüylüdür henüz yumuşacık…Bahtiyarız yaşayabildiğimiz için.” Ruhum “Ruhumgözlerini yumuşacık yumkucağımdaymışsın gibi bırak kendinininni,uykunda unutma benininni…Gözlerini yumuşacık yumyeşil ela gözlerinininni ruhum ninniSen yukarda yemişli dalların içindesin,yeşil gözlerin güneş dolu,dudakların bala bulanmışben ağacın dibindeyim,bir ayağım çukurda…Ben senden çok önce gideceğim,sen bensiz kalacaksın ihtiyarlığında…” Gözlerine Bakarken “Gözlerine bakarken,güneşli bir toprak kokusu vuruyor buğday tarlasında, ekinlerin içinde,kayboluyorum…Yeşil pırıltılarla uçsuz bucaksız bir uçurum,Durup dinlenmeden değişen ebedi madde gibi gözlerin sırrını her gün bir parça hiç bir zaman;büsbütün teslim olmayacak olan…” Hasret 01 “Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli,belini sarmayalı,gözünün içinde durmayalı,aklının aydınlığına sorular sorular sormayalı,dokunmayalı sıcaklığına yıldır bekliyor beni bir şehirde bir daldaydık, aynı daldaydıkAynı daldan düştük yüz yıllık zaman, yol yüzyıllık.” Herkes Gibi “Gönlümle baş başa düşündüm demin;Artık bir sihirsiz nefes ta içinde bomboş kalbiminAkisleri sönen bir ses gibisin Mâziye karışıp sevda yeminim,Bir anda unuttum seni, eminimKalbimde kalbine yok bile kinimBence artık sen de herkes gibisin.” Hoş Geldin Kadınım “Hoş geldin kadınım benim hoş geldinayağını bastın odamakırk yıllık beton, çayır çimen şimdigüldün,güller açıldı penceremin demirlerindeağladın,avuçlarıma döküldü incilergönlüm gibi zenginhürriyet gibi aydınlık oldu odam.. Hoş geldin kadınım benim hoş geldin.” İkimiz “İkimiz de biliyoruz, sevgilimöğrettileraç kalmayı, üşümeyi,yorgunluğu ölesiyeve birbirimizden ayrı öldürmek zorunda bırakılmadıkve öldürülmek işi geçmedi başımızdan. İkimiz de biliyoruz, sevgilim,öğretebilirizdövüşmeyi insanlarımız içinve her gün biraz daha candanbiraz daha iyisevmeyi…” Seni Düşünmek “Seni düşünmek güzel şey, ümitli şeyDünyanın en güzel sesindenEn güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şeyFakat artık ümit yetmiyor bana,Ben artık şarkı dinlemek değilŞarkı söylemek istiyorum…” Seviyorum Seni “Seviyorum senidenizi uçakla ilk defa geçer yumuşacık kararırken ortalıkiçimde kımıldanan bir şeyler gibi,Seviyorum seniYaşıyoruz çok şükür!’ der gibi.” Kar Kesti Yolu “Kar kesti yolusen yoktunoturdum karşına dizüstüseyrettim yüzünügözlerim kapalı Gemiler geçmiyoruçaklar uçmuyorsen yoktunkarşında duvara dayanmıştımkonuştum, konuştum, konuştumağzımı açmadan Sen yoktunellerimle dokundum sana,ellerim yüzümdeydi” ***Yasal uyarı Bu haber tarafından yazılmıştır, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.*** Mimoza çiçeği anlamını da, hikayesini de hayat dolu renklerine borçlu. İtalya 1946 yılında İkinci Dünya Savaşından yıkık dökük çıkmış; insanlar bir coşku, yaşama dair bir umut aramaktalardı. Derken İtalyan Kadın Birliği üyesi olan 3 kadın, toplumun yeniden inşasının “kadın dayanışmasına” bağlı olduğunu düşündüler Teresa Mattei, Rita Montagnana ve Teresa Noce. Üç güçlü kadın, bu yaklaşımlarını sembolize etmesi için bir çiçek seçmeyi teklif ettiler. Sunulan tüm teklifler arasında üç tanesi öne çıktı Karanfil, anemon ve enfes kokusuyla mimoza çiçeği. Aşağıdaki özellikleri sayesinde kazanan mimoza çiçeği oldu • Sapsarı renkleri ile neşe saçtığı için Savaşla yıpranan moraller, mimoza çiçeği ile düzelsin diye • Martta çiçek açtığı için Dünya Kadınlar Gününü sembolize etsin diye • Büyük bir ağaç haline gelene kadar çok fazla emek ve bakım gerektirmediği için İtalya da mimoza çiçeği gibi hızla kalkınabilsin diye • En önemlisi de, aynı kadınlar gibi kırılgan görünümlerinin arkasında güçlü bir karakter barındırdığı için Mimoza çiçeği zor coğrafi koşullarda bile çiçek açabilir. O gün bugündür başta İtalya ve Rusya’da olmak üzere, Dünya Kadınlar Gününde 8 Mart kadınlara mimoza çiçeği hediye edilmektedir. Bir kadın sadece sevgilisinden veya çocuklarından değil; dayanışmayı sembolize ettiği için kadın dostlarından da mimoza çiçeği hediyesi alır. Mimoza çiçeğinin özelliklerini ve dünya literatüründeki yerini göz önüne aldığımızda, mimoza çiçeğinin aşağıdaki anlamları taşıdığını söyleyebiliriz • Dayanışma • Ölümsüzlük ve diriliş • Hassasiyet, coşku ve umut!

mimoza çiçeği şiir nazım hikmet