🐆 Bilinçaltı Kontrol Etmek Ister Misiniz
HipnozlaDavranışlarınızı Kontrol Altına Alın! Davranışlarımıza ve hareketlerimize yön veren bilinçaltı sistemimiz, kulağa karmaşık geldiği kadar artık pek çok şeyi çözüme kavuşturacak kadar da basit. Düşünce ve davranışlarımızın kökenine ev sahipliği yapan, hal ve hareketlerimizin, eğilimlerimizin
Villade Juárez'de yer alan COQUENAS DEL VALLE klimalı konaklama birimleri ve teraslı bahçeye erişim imkanı sunmaktadır.
Gizli öfke: Kontrol edilemeyen saklanan duygu Öfke, beynimizin saldırılardan veya tehlikelerden kaçmak için verdiği bir tepkidir. Ve bu tamamen biyolojik ve fizyolojik bir dışavurumdur.
Şöyledüşünün: Zihniniz her zaman enerjiden tasarruf etmek ister. Bir bilgiyi işlemek gibi karmaşık bir işe enerji harcamaktan kaçınmak için, güvenilir bir kaynaktan gelen bilgiyi, sadece kaynağa güvendiği için depolayabilir. Yani zihnin tutumu “Niye analiz edip filtrelemeye uğraşayım ki?” şeklindedir. Bol Tekrar
Eğerbir erkekseniz, muhtemelen listeyi kontrol etmek istediğiniz fantezilerin bir listesine sahipsiniz. Anladım. Sence sadece fantezileri olan siz misiniz? Tekrar düşün. Belki bir üçlü denemek, halka seks yapmak veya BDSM'yi denemek istersiniz. Bunların hepsi denemek için geçerli fantezilerdir ve başarılması zor değildir.
Sistemi düşüncelerimizle yönetiriz. Bu nedenle sisteme verdiğimiz komutların sonuçları çok önemlidir. Bu sisteme bilinçaltı diyoruz. (Siz isterseniz başka bir şeyde diyebilirsiniz; irade, can, içimdeki ben vb.) Bilinçaltı bizi mutlu etmek gibi gerçekten ulvi bir göreve sahiptir.
Burada önemli olan ifade “kendi isteğimizle” veya “bilinçli” olarak bunu yapamıyor oluşumuz. Çünkü, kontrol bizdeyken (egodayken) bunu yapmamıza izin vermez ve kapıyı kapatır. Lakin her zaman kontrol bizde değildir. Bilinçdışı da böylece ortaya çıkma fırsatı bulur. Örneğin; rüyalarınızda, daldığınız
Bedendili, genel olarak, gizli duyguların dilidir. Bilinçaltı hareketlerin, yüz ifadelerinin ve jestlerin bilgisini anlamayı öğrenmek için, sadece kişiyi dikkatlice gözlemlemeniz gerekir. Çoğu zaman, bir kişi jestlerini takip etmez ve bazen vücudunun hareket dilini ve yüz ifadelerini kontrol edemez.
Resident Evil 2 Remake’te Ada Wong’u kontrol etmek ister misiniz? Resident Evil 2 Remake, gerçekten de görsel kalitesi ve atmosferiyle “en iyi remake”lerden bir tanesi.
MVc1F1. Bilinçaltı, arabaların arkasına bağlanan konserve kutusu misali çalışan bir sistemdir. Lastiklerin temas ettiği her yüzeyden bir toz, bir koku alır üzerine ve sen hiç farkında değilken karşına çıkarıverir. Bir yerden tanıdık gelir. Beynine oynanan en güzel oyundur. İnsan beyni mükemmel bir yaradılışa sahiptir. En yoğun şekilde su, yağ ve karbonhidrattan oluşur ama bunları belirli oranda bir araya getirsen de bir beyin elde edemezsin. O karmaşık yapıyı asla sağlayamazsın. İşte işin bu kısmında hafızanı minik minik gıdıklayan şey devreye giriyor. Bilinç ya da en karanlık kısmıyla bilinçaltı… Bilinç izin verdiği sürece bilinçaltı kaydeder. Bir şarkıdaki söz, okuduğun bir yazı, gördüğün bir olay beynine sızar. Dikkat etmesen de, odaklanmasan da bu böyle işler. İnandıkların ve korkularınla kaydolur, sonrasında da sürekli seni takip eder. Diyelim ki korkuların yüzünden olumsuzlukları kendine çeken birisin ve neye elini değsen tam olarak korktuğunu yaşayıp bin pişman köşene siniyorsun. Zamanla cesaretini kaybediyor ve isteklerinden uzaklaşıyorsun. Bu da zincirin sonundaki mutsuzluğu sana yaşatıyor. Bir işe adım atmaktan, bir ilişkiye başlamaktan korkmak seni senden uzaklaştırır, en fazla ne kaybedebilirsin ki? Bir işte çalışmak istiyorsan; önce kendini sorgula, bu işi gerçekten yapabilir misin? Senin için bir heves mi? Çalıştığın yere ve kendine değer katarak ilerleyebilecek misin? Bir ilişkiye başlamak istiyorsan; bu kişinin önce en yakın arkadaşın olacağını bil, birlikte geçireceğiniz süre boyunca yanında olacak bu insana katlanabilecek misin? En zor zamanında destek olup, en güzel zamanlarını ona ayırabilecek misin? Bu gibi soruları kendine sorduğunda egondan uzak bir şekilde gerekli cevapları verebiliyorsan durma! Ama daha yolum var diyorsan otur ve kendini yönet. Beynine olumlu sinyaller gönder, imkansız gözüyle bakılan başarı hikayelerini oku, yaşanmışlıkları dinle, başarabileceğine önce kendin inan. Sana inanmayanları inandırmak kolay iş. Tabii her başlangıç güzel sonuçlar doğurmaz. Başarısızlığın da başarı kadar ihtimali vardır hayatımızda. Yürümeye yeni başlayan bir çocuğun düşüp bacaklarına sıraladığı izler en güzel derstir. “Hişt! Dikkat et bak, düşersin.” demek, düşüp öğrenmesi kadar etki etmez. Dizindeki iz kadar öğretmez. Ne demişler, bin nasihatten bir musibet yeğdir… Sen istediğin bir yola çık, olumsuzluğun varlığını bilerek ve olumlu düşüncelerle ilerleyerek. Beyninin mıknatısı olumlu olana odaklandığı sürece zafer yakındır.
Tekrara düşme kısır döngüsü nasıl kırılır?Hayatımızın her anında deneyimlediğimiz her bir duygu, duygusal bedenimizin özünü ve bağlantısını belirler. Bu nedenle, duygusal doğamızın kalitesi ve saflığı, doğrudan ifade ettiğimiz duygular tarafından belirlenir. Kelimenin tam anlamıyla duygusal bedenimizi yaşadığımız duygularla inşa evrimsel bir bakış açısıyla, amacımız Ruh’un yüksek özlemlerini kontrollü bir şekilde yansıtacak her gelip geçici olayı dışa vurumla yansıtmak yerine berrak bir göl gibi saf, durgun ve sessiz bir duygusal bedene sahip benliğin kontrolsüz bir şekilde kapris ve arzusuna kapılmak, duygusal bedenimizde büyük bir yorgunluğa neden hedefimiz, duygusal doğamız üzerinde kontrol sahibi olmaktır ; ancak hedefimize ulaşmak ve duygusal doğamız üzerinde hakimiyet ve kontrol elde etmek için yapmamız gereken önemli bir şey bedenimizi tüm yerleşik otomatik tepkilerden arındırmalıyız. Otomatik duygusal tepkilerimizi bilinçli duygusal tepkilere dönüştürmemiz gerekiyor. Otomatik olarak tepki verdiğimizde, hayatta sadece bir ve kasıtlı olarak yanıt verdiğimizde, hayatımızın efendisi büyümek istiyorsak, bunun bir yolu yoktur Otomatik duygusal tepkilerimize bakmalı ve onları evrimsel hedefimize hizmet eden yeni tepkilere Hedefimiz Tam Olarak Nedir? Buradaki ve şimdiki evrimsel hedefimiz tekamül süreci evrim merdiveninde bir sonraki adım, tabiri caizse beyin bilincimizde Ruhun farkında bilincimizde ruhun farkında olmak, ışıklandıran Ruh ile kendisinin beyinde demirlemiş uzantısı bilinçli düşünme arasında doğrudan, engellenmemiş bir iletişim kurmak için duygusal doğamızı arındırmamız travma ; duygusal doğamızda karışık bir astral madde sisi yaratarak, bu şekilde ruhun ışığını örter. Her korkuya dayalı, ayırıcı duygu, eterik kablo sistemimizde bir kısa devre yaratır ve kablolama sistemimizde bir kısa devre olduğunda, otomatik bir tepkiyi değiştirmek zordur. Çünkü kablolama sistemimiz demiryolu bir reaksiyon önceden ayarlanmış bir yoldur. Bu bir “Beni incitirsen, ben de seni bana bağırırsan ben de sana ihanet edersen, sana bunu ödetirim. Bu programlama, belirlenmiş bir yol olduğu için otomatiktir olarak tepkilerimizi nasıl kırabiliriz?Birinci adım Kendinizi gözlemleyin. Önce neler olduğunu gözlemlemeden kendimizi değiştiremeyiz. Otomatik pilotta ne zaman ve nerede tepki veririm?Hangi durumlarda, hangi kişilerle vs. bir düğmeye basıyormuş gibi tepki veriyorum?Böylece, bu soruları yanıtlarken ve kendimizi gözlemlediğimizde otomatik bir tepkinin farkına vardıkça, bu tepkinin başlangıcında kendimizi durdurmalı, bilinçli ve kasıtlı olarak onun yerine yeni bir tepki sistemimize her yeni bilinçli tepki verdiğimizde anda kalarak, ruhun farkında olma evrimsel hedefimize hizmet eden bir yanıttır. Duygusal doğamızın özünü ve elektrik kablolarını tam anlamıyla değiştiririz. Duygusal bedenimizi dönüştürüyoruz ve onu Ruh için uygun bir araç haline getiriyoruz. Biz, duygusal bedende yaşayan Ruh olarak, onun üzerinde ustalık kazanır ve “gemimizin” komutasını alırız. Hedef budur ve bir kez hedefi anladığımızda, onu arzulamalı ve ona doğru farkına varmamız gereken önemli bir şey varKendimizi otomatik yerleşik tepkilerimizden kurtarmadığımız sürece aynı kişi olarak kalacağız. Hayatımızda büyüme olmayacak çünkü otomatik pilotta bir robot gibi olacağız. Evrimsel hedefimizi kaçıracağız ve başaracağımız tek şey dersimizi öğrenmeyi ertelemek. Sonrası yine ve yeniden farklı öğretilerle tekrara düşmek. Unutmayın siz dersi öğrenene kadar öğreti devam de, er ya da geç, bu dünyevi okuldan mezun olmayı umuyorsak, otomatik yerleşik tepkilerimizle yüzleşmeli, onları bilinçli ve kasıtlı olarak farkında olmak, hayatımızın her anında, elimizden gelenin en iyisini yaparak, bilinçli olmak demektir. Ruhun farkında olmak, düşüncelerimizi bilinçli olarak seçmek, sözlerimizi ve duygularımızı bilinçli olarak ifade etmek, bir şeyleri kasıtlı ve bilinçli olarak yapmak anlamına açıkçası, bunu başarmak yaşamlar alır ve bu reenkarnasyonun nedenlerinden biridir. Yine de, durumu evrimsel hedefi anladığımızda ve üzerinde çalışmaya başladığımızda, nispeten kısa bir süre içinde büyük ilerleme sürecimiz, ruhsal gelişimimiz ve yaşamdaki amacımız konusunda ciddileşmenin zamanı geldi! Otomatik reaksiyonlarımızı elemeye başlayalım. Robotlar gibi davranmaya devam edersek, evrimsel hedefimize ulaşmanın bir yolu yok. Ustalar gibi davranmaya Üstatlar bilinçli olarak sevgi, neşe, alçakgönüllülük, minnettarlık, şefkat, saflık, sebat ve tüm bu güzel nitelikleri ifade etmeyi arzularlar. Çünkü bunu yaparken, duygusal bedenimizin kimyasını kelimenin tam anlamıyla değiştiririz. Kelimenin tam anlamıyla maddenin frekansını yükseltiriz. Doğamızın gereği olarak, duygusal alanımızı kelimenin tam anlamıyla dönüştürür ve kendimizi duygusal otomatizm hapishanesinden ADIMIKendinizi gözlemleyin ve içine düştüğünüz otomatik tepkilere dikkat edin. Bunlardan birini seçin ve bilinçli olarak yeni bilinçli, kasıtlı bir tepkiye dönüştürmeye başlayın. Fiziksel, duygusal, zihinsel doğanızda ve yaşamınızda ustalaşma konusunda ciddi iseniz ,eğitim modüllerimizi inceleyip bizi PROJELERE DÖNÜŞTÜRÜN Otomatik tepkileri aşmak için yardıma mı ihtiyacınız var? Ruhsal büyüme için ilham verici projelere ve hızlı, ustaca, neşeyle çözmek istediğiniz kişisel sorunlarınız ve zorluklarınız mı var?Yada sadece kendi üstatlığınıza adım atmak ve evrimsel yolculuğunuzu hızlandırmak için biraz yardım ister misiniz? Öyleyse, özel danışmanlık ve eğitimler için bizimle irtibata geçebilirsiniz!Serdar Denk / Makaleler
İnsan beyni ciddi anlamda sınırsızdır. Aslında kişi kendi sınırlarını kendi belirler de denilebilir. Bu yüzden olacaktır ki birçok alanda çalışmalar bu yönde yapılmıştır. Beyni kontrol altına alabilmek ve insanı bir rotaya sokabilmek gerçekten de muazzam bir şey olsa gerek. Çoğumuza göre de bunlar komplo teorisi olarak da adlandırılabilir fakat öyle değil. Subliminal mesajlar, ya da bilinçaltına gönderilen telkinler olarak da adlandırılabilir. Uzun uzun ansiklopedi karşılığını vermek yerine azıcık aktarmak istiyorum. Bilinçaltına belirli karakterlerin üzerine gizlenerek yollanan bir takım mesajlara denir. Karşılaşma anında fark edilmemek üzere tasarlanmıştır. Bunları sıradan insanların direkt olarak keşfedilmesi çok zordur . Fakat otistikler anında yakalayabilirler. Dizilerde veya filmlerde karakterlerin içtiği içecek markaları, kıyafetleri subliminal mesaj örneklerindendir. Bu tekniklerin amaçları, etkisi, kullanım sıklığı ve rekabet gibi konularda ahlaka uygunluğu konuları tartışmalıdır. Marka ve ürünlerin pazarlamasından toplumun ilgi, ihtiyaç ve algısını değiştirmeye kadar birçok konuda kullanılmaktadır. Bu mesajlar insanı amaçlandığı konuya insanların yönelmesine sebep oluyorlar. Şu ana kadar yapılan çalışmalar neticesinde en bilinçli ve defansif kişiler bile bu mesajları ilk bakışta %100 olarak çözememektedir. Bu da toplumlarımızı yönlendirmeli reklamlara karşı savunmasız mesajlar, günümüzde reklamcılık ve propagandaya yönelik çalışmalarda da yine karşımıza çıkmaktadır. Kimi çalışmalar ürünü ya da kişiyi çekici kılmak için gerçekleştirilirken, kimi çalışmalar da kişileri ya da ürünleri ekarte etmek adına karalama kampanyası niteliği taşımaktadır da. Karşılaştıma temalı çalışmalar da söz konusudur, bu yüzden aynı konuda çalışmalar gerçekleştiren ya da ürün sunan firmaların aynı reklamlarda yer alması durumuna rastlayabilirsiniz. Subliminal reklamcılık ve mesajlar, ülkemizde TBMM’den geçen kanun neticesinde kullanımı yasaklanmış olsa da birçok yayında hala bu konu üzerine çalışmalara rastlamak pek mümkün olmuştur. İlk denemesi bir sinema salonunda yapılmış olan subliminal bilinçaltı mesajları sayesinde sinema da mısır ve kola satışı bir günde %15 artmıştır 25. kare yönetimine başvurulmuştur ve bu yöntem de basit bir dille televizyon ekranı 25 eşit kareye bölünmüş bir sistem içermektedir. İzlediğimiz görüntüler aslında bu parçaların toplamından gözlerimize yansımaktadır. Biz bu eşit parçalardan 24 tanesi görür ve kolaylıkla algılarız. 25. kareyi ise sessiz sedasız beynimiz bilinçaltımıza iter, üstelik gözlerimiz bu ayrıntıyı seçemez bile ama yine de bilincimiz algılar ve önemser. Deyimi yerindeyse uslu bir çocuk gibi verilen bu mesajlara beynimiz itaat eder. Gözle görülemeyecek kadar kısa sürede patlayan flaşlar şeklinde mesaj ekranda belirir ve biz anlamadan kaybolur. Subliminal çalışmalar, geçmişte ürünleri pazarlamak adına hayatımıza giriş yapmış olsa da sonrasında bazı örgütlerin gizli mesajlarını barındırmak adına da kullanılmıştır, ya da bazı ürünleri çekici kılmak adına çeşitli cinsel temalı çalışmalar gerçekleştirildiği de olmuştur ki bu konuda da bir çok örneğe rastlamak mümkündür. Belki de bu yüzden olacaktır ki ilk etapta birçok alanda kullanımı adil bulunmuşken bir anda haksız rekabete yol açma ya da ahlaki boyut açısından sınıfta kalmış gibi de kabul edilmiş oldu. Subliminal mesajlar hayatın her anında karşımızda desek abartmış olmayız. Cepte taşınan paralardan çizgi filmlere, kutu içeceklerden çikolatalara ya da restoranlara kadar her yerde her şeyde karşılaşmanız mümkün.
Sadece Freud kullanmamıştır. Sigmund Freud dışında Carl G. Jung, Erich Fromm, Erik Erikson, Jacques Lacan ve hatta Maslow bile bilinçaltı kavramına kuramlarında yer vermişlerdir. Ancak kavramı ortaya atarken F. Nietzsche ve A. Schopenhauer’den esinlenen Freud, bilim tarihinde, davranışlarımızın bizim irademizin dışında yönlendirildiğini ilk ortaya kişidir. Sigmund Freud İki alt parçadan oluşur. Bilinçöncesi ve bilinçötesi bilinçdışı olarak iki alt parçadan meydana gelir. Bilinçöncesi, daha ufak bir kısmını oluşturur, ulaşılabilirdir. Mezun olduğunuz ortaokulun adı neydi, gibi bir soruyla kolayca dışarı çıkarılabilir. Ancak bilinçötesine isteyerek ulaşamayız. En derin katmanında “id” bulunur. İd, ego ve süperego kavramları, bilinç ve bilinçaltı kavramlarından bağımsız değildir. Bilinçdışının en derin katmanında “id” bulunur. İd, haz ilkesiyle çalışır. Ortaya çıkarmak istemediğimiz çocuksu isteklerimiz, cinsel arzularımız orada bulunur. Alışkanlıklarımız da oradadır. Bilinçdışında sadece isteklerimiz değil, aynı zamanda alışkanlıklarımız ve otomatik davranışlarımız da bulunur. Örneğin; bazen eve girersiniz ve anahtarınızı kapının üstünde bıraktığınızı düşünürsünüz ama farkında olmadan anahtarlığa asmışsınızdır. Bu gibi “iyi” veya “kötü” alışkanlıklarımız bilinçdışında bulunur. Her şeyin zıddını barındırır. Bir şey bilincinizde pozitif ise, bilinçaltınızda negatiftir. Örneğin; bilincinizde tembellik varsa, bilinçdışınızda çalışkanlık vardır. Bu, herkesin içinde bir değişme potansiyeli olduğunu gösterir. Negatif bir durumun pozitife döndüğü örnek de, bunun tam tersi de gerçekleşebilir. Değişim gerçekleştikten sonra hala değişme potansiyelimizi sürdürürüz. Rüyalarla iletişim kurar. Rüyalarımızda gördüklerimiz aslında geçmişin bir tekrarı ve bilinçdışımızın bir yansımasıdır. Doğrudan bilgi alamadığımız bilinçdışı, bize semboller yoluyla rüyalarımızda kendini anlatır ve açıklar. Anlaşılmayı bekler. Bu yüzden herkesin rüya yorumu kendine özgüdür. Yine de bazı ortak kültürel ve toplumsal rüya yorumlarından söz etmek mümkün olabilir. Dil sürçmeleri ile açığa çıkar. Bilinçdışı, farkında olduğumuz ya da olmadığımız birçok yolla açığa çıkar. Dil ve kalem sürçmeleri bunun en yaygın örnekleridir. Bununla ilgili en açık örneklerden biri; bir TV programı sırasında sunucunun Everest Dağı’na tırmanan eşcinsel bir sporcuya “sanırım kördünüz, değil mi?”, diyerek bilinçdışında yer eden ve eşcinselliği bir hastalık olarak gördüğü durumunu yansıtmış olmasıdır. Belki kendisi bu durumun farkında bile değildi. Atalarımızdan kalan mirasları da barındırır. Bazen daha önce hiç gitmediğimiz bir yere gitmişiz gibi ya da daha önce yapmadığımız bir şeyi yapmışız gibi hissederiz. Atalarımızın deneyimlerini ve bilgilerini bilinçdışımızda saklamaya ve gelecek nesillere aktarmaya devam ettiğimize dair verilere sahibiz. Genetik aktarım olarak da isimlendirilen bu durum, dejavu dediğimiz bazı deneyimlerimizi de açıklayabilir. Binlerce yıllık geçmişten getirdiğimiz bir başka genetik miras ise, karanlıktan korkmaktır. Travmalarımız orada saklanır. Sadece bizim travmalarımız değil, atalarımızın travmaları da bilinçdışımızda yer alır. Bunlar bazen “tetikleyici uyarıcılar” ile açığa çıkarak kişinin kısa süreli şok yaşamasına neden olabilir. Bunun en güzel örneğini, Agatha Christie’nin Uyuyan Ölüm kitabındaki kadın karakterin 3 yaşındayken şahit olduğu bir cinayetin benzerini tiyatroda izlerken çığlık atıp şok geçirmesi olabilir. Büyük bir kısmına kendi isteğimizle ulaşamayız. Maddeler boyunca zaman zaman bilinçdışının çeşitli şekillerde nasıl dışarı çıkabileceğini gördük. Ama, hani ulaşılamazdı bu bilinçdışı? Burada önemli olan ifade “kendi isteğimizle” veya “bilinçli” olarak bunu yapamıyor oluşumuz. Çünkü, kontrol bizdeyken egodayken bunu yapmamıza izin vermez ve kapıyı kapatır. Lakin her zaman kontrol bizde değildir. Bilinçdışı da böylece ortaya çıkma fırsatı bulur. Örneğin; rüyalarınızda, daldığınız zamanlarda veya trans hipnoz-yarı uykulu yarı uyanık haldeyken ortaya çıkabilir. Dipnot Hipnoz sırasında olmadığınız biri olmazsınız. Bilincinizde ve bilinçdışınızda ne varsa o olursunuz. Kontrolünüzü yitirmezsiniz. Sadece kontrolünüz azalır. Bu içeriği beğendiniz mi? Bunun gibi daha fazla içerik üretebilmemiz için bize Patreon´da destek olun. 🙂
bilinçaltı kontrol etmek ister misiniz